[ElmaKurdu #15920] Re: Turkiyenin klaveyesi

Ali Tekin Çam alitekincam at gmail.com
26 Kas 2007 Pzt 13:07:43 EET


Önemli Not:

Daha önce bu konuyu başka guruplarda tartışmıştık. Derlediklerimi bu
guruptaki muhabbete faydası olur düşüncesiyle gönderiyorum...
Bilginize

Saygılarımla

Ali Tekin Çam


Gelecek yıllarda okuma yazma bilen her insanın zorunlu ihtiyacı haline
geleceği kesin olan ve daktiloların da yerini almakta olan bilgisayarlar,
ülkemizde genellikle ilkel yöntemlerle kullanılmakta; on parmakla, klâvyeye
bakmadan yazma yönteminin bilgisayar kullanımında yaygınlaşmaması
nedeniyle özellikle yazı işlerindeki ve işlemlerindeki zaman ve emek israfı
büyük oranlarda bulunmaktadır. 8-10 sayfalık bir raporun 1-2 parmakla
bilinçsiz olarak yazılması ile on parmakla klâvyeye bakmadan yazılması
arasında 4-5 katı bulan verim farkı genellikle göz ardı edilmekte ve
düşünülmemekte, hattâ bilinmemektedir. Ülkemizde bilgisayarların bilinçsiz
kullanılmasının ve On parmakla kullanım yönteminin yaygınlaşmamasının
baş etkeni, bilgisayarlarda Türk dilinin özelliklerine ve Türk Standardına
uymayan klâvyelerin sorumsuzca yayılması, bunun da nedeni, bilinçsiz ve
kuralsız ithalât rejimimizdir. Gümrük kanunları; mekanik, elektrikli ve
elektronik daktilo klâvyelerinin Standart Türk Kodu'na
uymasını zorunlu kıldığı halde, bilgisayar klâvyeleri bu hükümden muafmış
gibi (yorum hatalarıyla) mevzuat ihlâl edilmektedir.
Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla yazma yöntemi için çok verimli bir
Standart Türk Klâvyesi resmen varolduğu halde, İngiliz dili için 130 yıl önce
belirlenmiş klâvyeyi Dünya standardı zanneden kullanıcıların da bu hususta
çok bilinçsiz oluşları, bilgisayar kullanımındaki verimsizliğin en büyük etkeni
olmaktadır.
Klâvyelerin oluşturulmasında bir Dünya standardı yoktur ve değişik dilleri
konuşan toplumları ses, hece ve harf ayrıcalıkları varoldukça dünyanın tek
bir standardı olamaz da. Örneğin Türkçe'deki "ı" harfi, başta İngilizce olmak
üzere birçok dillerin alfabesinde yoktur. Aynı şekilde "ğ, ç, ş, ö, ü" harfleri
de
birçok dillerde yoktur. Ses olarak varolan dillerde de değişik harflerle, bazen
birkaç değişik harfin birbirini izlemesiyle belirtilmektedir. Cyrilic alfabe,
Arap
alfabesi, Çin ve Japon harf karakterleri ise bambaşka şekillerdedir. Bunları
Dünya standardı olarak birleştirmek bugün için hiç düşünülmediği gibi, değişik
dillerdeki seslerinin ve harflerinin çoğunun aynı oluğu Lâtin alfabesini
müştereken kullanan İngiliz, Fransız ve Alman klâvyelerinde de "é, è, ê, ç, ö,
ü,
ß" gibi ayrıcalıklar için bu ülkelerde kendi dillerini özelliklerine göre
düzenlenmiş farklı klâvyeler bulunmaktadır. Özet olarak
klâvyelerde tek bir Dünya standardı olması gerekmemektedir..
Ülkemizde 1950'li yıllarda, klâvyeyi Türk dili özelliklerine uygun olarak
standartlaştırma girişimi, resmî makamlarca da olumlu ve yapıcı bir ruhla
(1928'de Atatürk'ün yaptığı harf devriminin bilimsel yönü örnek alınarak)
geliştirilmiş ve Türk dili için, üzerinde çalışanların Dünya Şampiyonu bile
olabilecekleri (oldukları), rekorlar kırabilecekleri (kırdıkları) Standart Türk
Klâvyesi, 20 Ekim 1955 tarihinde önce "Bakanlıklararası Standardizasyon
Komitesi" tarafından, sonra "Devlet Malzeme Ofisi" tarafından, daha sonra da
"Türk Standardları Enstitüsü" tarafından resmen kabul edilmiş: sadece
mekanik, elektrikli ve elektronik daktilolar için değil, bilgisayarlar için de
"TS
2117 - UDK 681.6.065" kodu ve "İki Elle Kullanılan Alfa nümeri Klâvyelerin
Temel Düzeni" başlığı ile tescil edilmiş; bu arada Gümrükler Kanununa da
standarda uymayan klâvyelerin ithalini yasaklayan madde eklenmiş
bulunmaktadır. Fakat bu hükümlerin bilgisayar klâvyeleri için de uygulanması
genellikle ihmal edilmektedir.
Dünyanın en çok konuşulan dili İngilizce olduğu için bilgisayar satışlarında
da başta gelen İngiliz klâvyesi, Amerikan ve İngiliz firmalarının bile gerek
donanım, gerekse yazılım bakımından ürettikleri tek klâvye değildir. Üretici
firmalar, dil ayrıcalıklarını da göz önüne alarak istenen her türde klâvye ile
donanım ve yazılımlar üretip satmaktadırlar; yeter ki ithalâtçı ve kullanıcı,
klâvye konusunda bilinçli olsun ve kendi dilinin klâvyesini istesin. (Satıcı
firmaların ürettikleri çeşitli klâvyeler arasında Standart Türk Klâvyesi,
Microsoft firmasının DOS yazılımlarının klâvye dizini içinde "F440" standardı
ile, Windows işletim sistemlerinde ise sadece "Shift Alt" tuşlarına aynı anda
basmakla kullanıma hazır bulunmakta;
Apple firması'nın ise, "MAC İşletim Sistemi" içinde hem yazılım hem de
donanım olarak tamamı Türk Standardları Enstitüsü Klâvyesine uyumlu ve
kullanıma hazır bulunmaktadır.)

DEVLET PLANLAMA TEŞKİLATI ÖZEL İHTİSAS KOMİSYONU RAPORU
(KLÂVYE BÖLÜMÜ)



"F KLAVYE" SORUNU
Emre Kongar - 12.03.2003 15:20

MEDYA NOTU

http://www.kongar.org

Biliyorsunuz klavye, daktiloların ve bilgisayarların önünde, yazı yazmak için
kullanılan ve üzerinde harflerle rakamların ve bazı özel işaretlerin yer aldığı
bir tabladır. Müzik aletlerinde de çeşitli notalara karşılık olan tuşlardan
oluşur.

Ne yazık ki, bugüne kadar Türk Dil Kurumu bu terim için Türkçe'de rahatça
kullanılabilecek anlamlı bir karşılık üretememiştir.

İşte bugün siz değerli okurlarımla bu klavye konusunda çok ama çok önemli
bir sorunu paylaşmak ve yetkililerin de dikkatini çekmek istiyorum.

Konu hem ulusal kültürümüzün korunması hem de daha kolay ve pratik yazı
yazmanın sağlanması sorunudur.

Genç okurlarım bilmezler, "F klavye" bir zamanlar zorunluydu.

Tabii o zamanlar bilgisayar yoktu. "F klavye" de sadece daktilolar için kabul
edilen bir zorunluluktu.

İthal edilen daktilo makineleri "F klavye" değilse, ithal izni verilmezdi.

Bildiğiniz gibi, klavyedeki harflerin yerleri, kullanılma sıklıklarına göre,
klavyenin merkezine olan uzaklıklarıyla oluşturulur.

Klavyenin merkezine yakın tuşlara en çok kullanılan harfler konulur.

Böylece en becerikli parmaklar olan işaret parmakları bu harflere rahatlıkla
erişir ve yazı hem hızlı hem de yanlışsız olarak daha kolay yazılabilir. Bugün
bilgisayarlarda (ve tabii daktilolarda) kullanılan "Q klavye" İngilizce esas
alınarak hazırlanmış bir modeldir.

Burada hemen bir not koyarak, çeşitli klavyelerin en sol baştaki harfleri ile
anıldığını belirteyim. "Türkçe Q klavye" denilen model, İngilizce esas olarak
hazırlanmış olan klavyeye Türkçe harflerin eklenmesi ile oluşturulmuş melez
ve anlamsız bir modeldir.

Oysa Türkiye'nin modernleşmesinde çok önemli bir araç olan dilimizin
geliştirilmesi çalışmaları sırasında, Türkçe alfabeye ve Türk dilinin sözcük
özelliklerine göre bir çalışma yapılmış ve bu iki özelliğe göre hem çok hızlı
hem de yanlışsız yazılmasını olanaklı kılan bir "Türk klavyesi" ya da "Türkçe
klavye" diyebileceğimiz bir model oluşturulmuş ve bu model 1955
yılında zorunlu kılınmıştı.

İşte şimdi piyasada bulunması zor olan "Türkçe F klavye" budur.

1960'lı yıllarda daktilo yarışmalarında Dünya Şampiyonu olan kızımız Ece
Özbayrak bu klavyeyi kullanarak şampiyonluğa ulaşmış ve göğsümüzü
kabartmıştı.

Ben Ankara'daki Siyasal Bilgiler Fakültesi?ni bitirmeden önce on parmak
daktilo yazmayı öğrenmek için Ece hanımın da ortak olduğu "Şampiyon"
daktilo kurslarına gitmiştim.

O zamanlar İstanbul'da Laleli'de olan bu kurs hâlâ var mı bilmiyorum, ama
varsa mutlaka çok başarılı olduğu için bugüne kadar yaşamıştır.

Çünkü benim gibi yeteneksiz birine bile on beş günlük sıkı bir programla, on
parmak daktilo yazmayı öğretecek kadar başarılıydı öğretmenleri.

Tabii tahmin edersiniz ki, on parmak yazmayı "Türkçe F klavyede" öğrendim.

On parmak yazmanın pek çok avantajı var: Bir defa yazma hızınızı azaltan,
bastığınız harfi aramaktan kurtarıyor sizi, klavyeye bakmadan yazıyorsunuz
çünkü.

Daha da önemlisi, bir süre bırakıp yavaşlamış olsanız bile, yeniden yazmaya
başladıktan sonra, kısa sürede eski hızınıza kavuşuyorsunuz.

İşte şimdi özellikle diz üstü bilgisayarların klavyeleri ne yazık ki standart
olarak "Q klavye"; "F klavye" isterseniz ya bulamıyorsunuz, ya da bir süre
beklemeniz gerekiyor.

Bilgisayar kullanıcılarını ve yetkilileri hem kültürümüz hem de daha kolay
yazı yazmamızla ilgili olan bu konuya eğilmeye çağırıyorum.

Amacım "Q klavye"nin yasaklanması değil, "F klavye'yi kullanan daktilo
makinelerinin ve diz üstü bilgisayarların kolaylıkla bulunur olması.


F Klavye Fırtınası - EMRE KONGAR

Bir yazarı en mutlu eden olaylardan biri, kimsenin dikkat etmediği sanılan,
gayet gündelik, çok sıradan sayılabilecek ama aslında çok önemli olan bir
konuda yazdığı yazıya beklenmedik yoğunlukta olumlu ve olumsuz
tepkilerin gelmesidir.
Böylece kimsenin dikkat etmediği sanılan, gündemde olmayan ama gerçekten
önem taşıyan bir konunun yakalanmış olduğu fark edilir.
Toplumun gündeminde olmayan ama çok önem taşıyan bir konuyu gündeme
taşıyabilmiş olmaktan başka daha ne mutlu edebilir bir yazarı?
Benim "F Klavye'nin Önemi" yazım da böyle bir sonuç doğurdu.
Demek kimsenin fark etmediği sanılan bu sorun hakkında çok duyarlı bir çok
kesim varmış ve güzel bir konu yakalamışım.
"Bir çok kesim varmış" diyorum, çünkü gelen yansımaların bir bölümü,
ötekilere oranla çok küçük de olsa, olumsuz tepkiler.
Yani bu konuyla ilgili olan kesimler birden çok.
Öyle anlaşılıyor ki, "F klavye" konusunda en azından iki taraf var:
"F klavye"den yana olanlar ve "F klavye"ye karşı olanlar.
Bir de "konuyu önemsiz görenler" var ki, bunlar gerçekten olayın öneminin mi
farkında değiller, yoksa "F klavye"ye karşı olanların safında yer alıyorlar ama
açıkça durum belirtmek ve tavır koymak yerine "Yahu bu kadar önemli sorun
varken şimdi bu F klavye konusu da nereden çıktı" diyerek konunun
gündemden düşmesini mi sağlamak istiyorlar çok emin değilim.
Yollanan mektuplar içinde Şampiyon Daktilo Kursları'nın hocalarından ve
daha önemlisi bu kursların kurucusu olan İhsan Yener'den gelenler de var.
Tahmin edersiniz ki bunlar "olumlu yansımalar".
Bir okurum, A. D. (iznini almadığım içini adını belirtmiyorum, zaten gerçek
isim olup olmadığından da emin değilim) müthiş bir zeka ile çok güzel bir
eleştiri yazmış.
Sayemde klavyenin ne olduğunu, ve "F klavyenin önemini" öğrendiğini
belirterek benle "matrak geçiyor". (Okurlarım bu argo tabir için beni mazur
görsünler ama yapılan işi bundan daha güzel anlatan bir deyim bulamadım).
Bir kişi, beni "dinozor" diye nitelemiş ve "F klavyenin" modasının geçtiğini
söylemiş (ki bunun ne büyük bir yanlış olduğunu ilerde belirteceğim).
Yazımın bu kadar ateşli bir tartışma başlatmış olmasının ardında mutlaka
başka ögeler var diye düşündüm ve konunun uzmanlarıyla görüştüm.
Gerçekten de ortaya ilginç bir sonuç çıktı.
Olayın bu kadar ilgi çekmesinin ardında "diz üstü bilgisayar" (nam-ı diğer
laptop) ithalatçıları varmış.
Diz üstü bilgisayarların klavyelerini "F Türkçe" yapmak maliyeti arttırdığı için
buna karşıymışlar.
Bu firmaların (hangileri olduğunu bilmiyorum) 70 milyon nüfuslu bir pazarın
gereklerini dikkate almak yerine, kendi standartlarını empoze etmek
istedikleri anlaşılıyor.
Ayrıca masa üstü bilgisayarların klavyeleri açısından da "F Türkçe" klavyeler,
uyduruk "Q Türkçe" klavyelerden biraz daha pahalıymış ve zor
bulunuyormuş.
"Q Türkçe" klavye konusundaki bilinçsizlik ve vurdumduymazlık en önemli
sorun olarak görünüyor:
Bakın bu konuda İhsan Yener ne diyor:
"Türk dilinin özelliklerine göre on parmakla-bakmadan klâvye kullanma
yöntemi için çok verimli
bir Standart Türk Klâvyesi 1955 yılından beri resmen varolduğu halde, İngiliz
dili için 130 yıl önce (on parmak yönteminin bilinmediği çağlarda) belirlenen
(ve Türkçe'deki binlerce sözcüğün yazılmasına olanak vermeyen) American
Standard Code for Information Interchange (ASCII) klâvyeyi
Dünya standardı zanneden ve buna eklenen, Türkçe'ye has 7 harfin, en
kullanışsız yerlere bilinçsizce yerleştirilmesiyle oluşturulmuş klâvyeyi de Q
Türkçe standardı olarak kabullenen kullanıcıların bu hususta bilinçsiz oluşları,
bilgisayar kullanımındaki verimsizliğin en büyük etkeni olmaktadır."
Bu konuya gelecek hafta devam edeceğim.


F ve Q buzdağının üstü - YURTSAN ATAKAN

Son birkaç aydır alevlenen F ve Q klavye tartışmasının kökeni çok eskilere
dayanıyor. Bu
tartışma aslında bilgisayar klavyelerinin Türkiye'ye yaygın olarak girmeye
başladığı onlarca yıl önce yapılmalıydı.
Konunun zamanında yeterince tartışılmamış olması, medyaya yansımaması,
gündeme oturmaması sonucunda onlarca yıl önce yapılması gereken
tartışma, bugün büyüyor.
Tarih tekerrürden ibarettir diyenlere verilen klasik cevaptır; tarihten ders
alınsa tarih tekrar eder miydi? Ne diyelim, belki bu kez alırız dersimizi, neden
almayalım? Q ve F klavye tartışmasının geç de olsa bu denli alevlenmesi ve
gündeme oturması ümidimi artırıyor. Belki artık bilişimin sadece kendilerine
bilişimci diyen tüccarların eline bırakılmayacak kadar ciddi yanlarının da
olduğunu görmüşüzdür. Sırada Türkçe karakterlerin dünya standartlarına
sokulması, el yazısı tanıma yazılımlarının Türkçe'yi de tanımasını
sağlamak var.
İnternette Türkçe karakter sorunu yaşamak istemiyorsak Türkçe karakter
setini yaygın olarak kullanılan, gerçek standartların içine sokmamız
gerekiyor. Ayrıca Sanayi Bakanlığı'nın da kendine gelip, Türkçe'yi tam olarak
desteklemeyen ürünlerin ithalatına kısıtlama getirmesi şart.
Bilişimde Türkçe gündemi F ve Q klavye tartışmasıyla birlikte, Türkçe'yi
bilişim teknolojilerinin bazı tehditlerinden korumanın yollarını da
araştırmaya başladık. Konu ATV ana haber bülteni, NTV n-moda programı,
Milliyet gazetesi Çapraz Ateş köşesi ve Tempo dergisi Zeynep Bölükbaşı
imzalı haberinde etraflıca işlendi. Bu satırları yazdığım gün Swissotel'de
gerçekleşecek, iki bin kişinin katılacağı SAP Teknoloji Günleri'nin kapanış
panelini yönetmeye de hazırlanıyordum. Konusu tahmin edebileceğiniz gibi
yine bu meseleydi. Pazartesi günü yani yarın, saat 18.30'dan sonra Cine 5'te
yayınlanacak Başka Yerde Yok programında Mehmet Barlas'ın konuğu
olacağım. Yine bilişim teknolojileri ve kültürümüzü konuşacağız. 7 Nisan 2003
günü ise Türk Dil Kurumu'nda gerçekleştirilecek 'Türkiye'de İnternet'in
Onuncu Yılında İnternet ve Türkçe' başlıklı panele konuşmacı olarak
katılacağım. Hepinizi beklerim.

F Klavyemi Geri ver
F klavye konusundaki yazılarıyla, tartışmanın çok geniş bir kesime
yayılmasını sağlayan Doğan
Hızlan bu yazılarından birinde, F ve Q klavye tartışmasını mutlaka bir
kampanyaya dönüştürmem gerektiğini söylemişti. Ben de bu sayfadan, Doğan
Hızlan'ın bu önerisinin
ardından, kampanya açmamın artık boynumun borcu olduğunu belirtmiştim.
Kampanyaya destek verdiğini açıklayan Medyatava.net ve ActiveBuilder.com
ile hazırlıkları yaptık ve kampanyayı açtık. Artık bizleri mesaj yağmuruna
tutan okurlarımızı ve Türkçe'nin yaşamasını isteyen herkesi bu kampanyaya
bekliyoruz. Kampanya sitesinde, kendi görüşlerinizi herkesle
paylaşabileceğiniz bir forum alanı da mevcut. Bu foruma gelen mesajlardan
seçmeleri her hafta Hürriyet'teki köşeme de taşıyacağım.
medyatava.net/turkce

Q kullanıyorum ama
Kendim Q klavye kullanıyorum. Çünkü kullanmaya başladığımda çevremde
hiç F klavye olmamıştı ve hatta Q daha iyi diyenler oluyordu. Ana çözümü
kendimce şu şekilde görebiliyorum:
1- Üniversitelerdeki bilgi işlem merkezleri ile bilgisayar mühendisliği
bölümlerinin F klavye kullanmaları için zorunlu ortamlar yaratılmalıdır.
2- Kendisi bilgisayar mühendisi ya da bilgi işlem merkezi vs gibi sorumlular
olup, çalıştıkları firmalarda ya da işyerlerinde Q kullanan şimdiki yetkili
kişiler,
F klavyeye bir kampanya ile dönmelilerdir. Geçiş sürecinde yaşanacak kısa
süreli kullanım sıkıntısı eminim daha büyük faydalara gebedir. Dolayısıyla F
klavye kullanan bir bilgi işlem yetkilisi F klavyeyi önerecek,
satın almasında F klavyeyi tercih edecek ve diğer çalışanların da kullanmasını
sağlayacaktır.
İkna da eder üstelik.
3- F klavyenin daha ucuz olması sağlanmalı.
Caner Cangül

Ruslar Çinliler Araplar

Hıncal Uluç diyor ki, dışarıya giden birisi öğrendiği F tipi klavye ile yazı
yazacağı klavye bulamayacak... Giden kişi diyorum ki, olsa olsa ya benimdir
ya da benim gibi dışarısıyla iş yapan, işi olan herhangi bir öğrenci ya da
işadamı, vs. Bildiğimiz Türkçe ile tuvaletimizin geldiğini bile anlatamadığımız
gibi F klavye bilgimizle bunu edinemeyeceğimizde kesin. Ne yapıyoruz,
madem işimiz var, İngilizce öğreniyoruz, ne yapıyoruz, bir zahmet Q
klavye kullanmayı da az buçuk öğreniyoruz.
Ruslar, Çinliler ve hatta Araplar bile Hıncal Bey'in umursamadığı kadarını
vakti zamanında gerekli kulislerini yaparak göstermişler.

Kunter İlalan

Türkçe onur veriyor

Türkçe'yi savunmak kendi başına bir onur vesilesi ama bu konuda takdir
edildiğini bilmek, bu onuru kat ve kat artırıyor. Sevgili Emre Kongar'ın F
klavyeyle ilgili bu haftaki nefis yazısını okuyunca, içimde doğan duyguları
paylaşmak isteyip, kendisine bir mesaj yazmıştım. Sadece o yazıyı tebrik
etmek için değil, gençlik yıllarımdaki kişisel gelişimimde yazılarının payı
olduğunu kendisine belirtmek ve ödeyemeyeceğim bu borcumu en azından
manen paylaşmak için...
Hukukun Egemenliği Derneği'nden gelen haber de, beni onurlandırdı. Ayın
onur kişisi olarak seçilmişim. Genel Başkan Erdem Akyüz'ün bu seçimin
nedenini açıklayan ifadeleriyle iyice duygulandım; ''Bilgisayar, internet ve
bilişim alanında halk tarafından anlaşılacak biçimde kaleme aldığı eğitici
yazıları yanında, bu teknolojiyi toplumsal ve kişisel yaşam alanına
indirgeyerek yaptığı açıklamaları ile, Türkçe, Türk Dili ve milli değerleri
koruma alanındaki kararlı tutumu''... Bundan güzel bir hediye olamazdı, çok
teşekkür ederim.
hed.org.tr

Üç klavşörler

''F'' klavye kazanı kaynadıkça kaynıyor. Küçük bir kıvılcımla alevlenen
tartışma büyüdükçe büyüyor, her geçen gün yepyeni bir alana sıçrıyor.
Bu ''F'' klavye, ''Q'' klavye tartışmasını Alexandre Dumas'nın unutulmaz
romanı ''Üç Silahşörler''e benzetmeye başladım. Üç Silahşörler, pek çok
edebiyat eleştirmeni tarafından küçümsenen bir romandır. Tarihsel
gerçeklikten yoksun oluşu, karakterlerinin yüzeyselliği, anlatımının
basitliğiyle burun kıvırtmıştır bazılarına. Ama eleştirmen A. Ömer Türkeş,
Pandora.com.tr için yazdığı yazıda bakın ne diyor Üç Silahşörler için: ''Bütün
edebiyat tarihinde kaç yazara Dumas kadar heyecanlı hikayeler anlatmak
nasip olmuş, kaç yazar okunabilirliğini bugüne dek sürdürebilmiştir? Varsın
yüksek edebiyata dahil olmasın, Üç Silahşörler okunmaya değer bir roman.''
Emre Kongar Porthos ve Emre Aköz Athos'la birlikte üç klavyeşörleri
oynuyoruz.
(Aramis rolünü çaktırmadan nasıl kaptım ama?..) Bilgisayar ithalatçılarının
kutsal ''Q'' ittifakına karşı, aramıza sonradan katılan doğuştan şövalye, Doğan
D'Artagnan Hızlan'la birlikte savaşıyoruz. Kardinal Q'nun karşımıza
sürebildiği tek bir silahşör var, o da Hıncal Rochefort Uluç.
Macera bundan ibaret olsa, olaylar dördümüz, hadi bilgisayar ithalatçılarını
da sayalım beşimiz arasında geçse çok yavan bir hikaye olurdu. Ama kitabın
her bölümünde, tartışmanın her safhasında yeni yeni kahramanlar giriyor
hikayeye. Üstelik beklenmedik, nevi şahsına münhasır kişilikler bunlar.
Örneğin sarayın çeşnicibaşısı Tuğrul Şavkay, saray falcısı Burak Özdemir ve
''sans q''ların abisi Erkan Çelebi de F'ci silahşörlermiş de haberimiz yokmuş.
Ya da bakın mesela, bugün kim aradı beni? Sezen Cumhur Önal'ın da bir ''F''
klavye savunucusu olacağı aklınıza gelir miydi? Tartışmanın romantik
kahramanını da bulmuş olduk
böylece, kadro tam oldu. Sezen Cumhur Önal Türkçe'ye sadece klavye ve
teknoloji düzeyinde sahip çıkmakla kalmıyor, romantik bilgeliğiyle
gündemdeki başka bir konuya daha dikkat çekiyordu. Sezen Cumhur Önal
Eurovision Şarkı Yarışması'na İngilizce bir şarkıyla katılacak olmamızı
eleştiriyordu.
Biraz düşünüp, hemen hak verdim. Sahi, ''Eurovision'' gibi farklı kültürleri
popülarize etmeyi amaçlayan bir şarkı yarışmasına Türkçe seslendirilmeyen
bir şarkıyla katılacakolmamızın mantığı nedir ki? ''Yarınlar Bizim''den bu
yana yıllar geçti, AET AB oldu, biz hálá tıklatmak yerine, koçbaşıyla
vuruyoruz kapısına. Sanıyoruz ki, adamların bizi kabul etmemesinin sebebi
kendi kültürümüzü geliştiremememiz değil de, onların kültürünü aynen
kopya etmememiz.
Hıncal Uluç'un ''Q'' savunusunda kullandığı temel argümanlardan biri de aynı
yanılgıya dayanıyor. Dünya ''Q'' klavye kullanıyor, diyor Sevgili Hıncal Uluç,
o yüzden yurtdışına gittiğinizde deli danalar gibi ''F'' klavye arayıp
bulamayacağınız, halbuki eğer ''Q'' klavye kullanıyor olsaydınız sürü sebil
klavyeyi emrinize amade bulacağınız için ''F''yi atın, baştan ''Q'' kullanın.
Aynı mantıkla iyisi mi biz Türkçe'yi toptan başımızdan atalım. Öyle değil mi
ya, yurtdışına çıktığımızda derdimizi anlatacak Türkçe bilen biri arayıp
bulamayacağımıza, halbuki eğer İngilizce bilseydik sürü sebil kişiyle iletişim
kurabileceğimize göre, Türkçe'yi atalım, resmi dil olarak baştan İngilizce'yi
kabul edelim. Sezen Cumhur Önal sağ, ben selamet, gerisi milli felaket...


More information about the ElmaKurdu mailing list